Yazar
ÖZNUR ÖZEN

Sevginin Neresindeyiz?

Geçen yazımda sormuştum: Biz kadınlar
hayatın neresindeyiz?



Bugün soruyu biraz daha daraltıyorum:
Biz kadınlar sevginin neresindeyiz?



Çünkü kadın denince akla en çok hangi
kelime geliyor diye sorsak, çoğu insan tereddütsüz “sevgi” der. Anne sevgisi,
eş sevgisi, fedakârlık, şefkat… Sanki sevgi, kadınlara doğuştan zimmetlenmiş
bir görev gibi.



Oysa sevgi bir görev değildir. Sevgi bir
yük hiç değildir.



Yüzyıllardır kadın, sevgiyi üreten,
büyüten ve ayakta tutan taraf olarak konumlandırıldı. Evde huzurun teminatı,
çocukların duygusal mimarı, eşin sabrının sigortası… Kadın sever, idare eder,
affeder, toparlar. Sevgi onun sorumluluğudur. Peki kadın, sevilmenin
neresindedir?



Toplumun bize çizdiği rol çoğu zaman tek
yönlüdür: Sev ama çok şey bekleme. Ver ama talep etme. Anla ama anlaşılmayı
bekleme. Bu denklemde sevgi, eşit bir alışveriş değil; kadının omzuna
bırakılmış görünmez bir emek biçimidir.



Oysa sevgi emektir, evet. Ama
karşılıklıdır.



Bugün hâlâ birçok kadın, sevgi adına
susmayı öğreniyor. “Yuvam dağılmasın” diye kırgınlığını içine atıyor. “Çocuklar
etkilenmesin” diye kendini erteliyor. Sevgi, çoğu zaman kadının kendinden
vazgeçmesinin romantikleştirilmiş adı oluyor.



Halbuki sevgi, insanı eksiltmez;
büyütür. Korkutmaz; güçlendirir. Susturmaz; ses verir.



Kadının sevgisi, yalnızca annelikle
sınırlı değildir. O, dostlukta da sevgidir, dayanışmada da, üretimde de,
mücadelede de… Bir toplumun vicdanı çoğu zaman kadınların omuzlarında yükselir.
Tarihe baktığımızda bunu açıkça görürüz. Örneğin Halide Edib Adıvar yalnızca
bir yazar değil, aynı zamanda inandığı değerlere sevgiyle bağlı bir mücadele
insanıydı. Onun kaleminde sevgi, pasif bir duygu değil; aktif bir bilinçti.



Bugün de kadınlar, hayatın her alanında
sevginin dönüştürücü gücünü taşıyor. İş hayatında, sanatta, akademide… Türkan
Saylan’ı hatırlayalım. Onun sevgisi, yalnızca kişisel bir duygu değil; eğitime
erişemeyen kız çocukları için kurumsal bir mücadeleydi. Sevgi, bir toplum
projesine dönüşmüştü.



Demek ki sevgi, kadının zayıflığı değil;
stratejik gücüdür.



Fakat burada kritik bir soru var: Kadın
kendini ne kadar seviyor?



Kendini sevmeyi bencillik sanan bir
kültürde yetiştirildik. Önce başkaları, hep başkaları… Oysa kendini sevmeyen
bir kadının verdiği sevgi, zamanla tükenir. Tükenen kadın ise ya susar ya da
içten içe kırılır.



 



Belki de artık sevginin tanımını yeniden
yapma zamanı gelmiştir. Sevgi; fedakârlık adı altında kendini silmek değil,
varlığını koruyarak bağ kurabilmektir. Sevgi; eşitliktir. Saygıdır. Sınır
koyabilmektir.



Biz kadınlar hayatın neresindeyiz diye
sormuştum.



Cevap belki de burada saklı:



Biz, sevginin yükünü taşıyan değil;
sevginin yönünü belirleyen yerdeyiz.



Ama önce, sevginin içinde kendimize de
yer açabildiğimiz ölçüde.



Çünkü kadın, yalnızca seven değil;
sevilmeyi de hak eden bir özne.



Ve sevgi, tek taraflı yazılan bir hikâye
değildir



 



ÖZNUR TURAN ÖZEN



 

Yayın Tarihi: 20.03.2026 21:20