Sessizliğimi Duydun mu?
En çok konuşanın değil, en çok susanın yorgun olduğu bir
çağdayız. Gürültü çağındayız; bildirimlerin, manşetlerin, sloganların, anlık
tepkilerin çağı. Herkes bir şey söylüyor ama kimse kimseyi duymuyor. Oysa asıl
soru şu: Sessizliğimi duydun mu?
söyleyecek sözü olmadığı sanılır. Oysa bazen susmak, kelimelerin kifayetsiz
kaldığı yerde başlar. Bazen bir itirazdır sessizlik; masaya vurulmayan ama
masayı titreten bir yumruk gibi. Bazen de bir vedadır, cümle kurmaya değmeyecek
kadar yorulmuş bir kalbin son tercihi.
et, tarafını belli et, paylaş, yorum yap, tepki ver. Susmak neredeyse suç gibi.
Oysa susmak da bir dildir. Anlamayı seçmeyen kulaklar için görünmez bir dildir
sadece.
kaybetmiş sayılıyor. Aile içinde susan, haksız kabul ediliyor. İş yerinde
susan, fikri yok sanılıyor. Oysa belki de en berrak analiz o suskunluğun içinde
yapılıyor. Belki kişi, kırmamak için, büyütmemek için, değmeyeceğini bildiği
için susuyordur.
yüksek. Bir çocuğun içine kapanması, bir eşin artık tartışmaması, bir arkadaşın
mesajlara geç dönmesi… Bunların hepsi birer sessiz sinyaldir. Duymak isteyen
için fazlasıyla yüksek.
bir davettir. Daha dikkatli bakmaya, daha derin dinlemeye davet. Kelimelere
değil, kelimelerin arasındaki boşluğa odaklanmaya çağrı.
dinlemek. Cevap vermek için değil, anlamak için dinlemek. Birinin suskunluğunun
ardındaki hikâyeyi merak etmek. Çünkü bazı insanlar konuşmayı bıraktığında
değil, anlaşılmadığını hissettiğinde uzaklaşır.
sen sadece duymadın.”