Yazar
ÖZNUR ÖZEN

Sessizliğimi Duydun mu?

En çok konuşanın değil, en çok susanın yorgun olduğu bir
çağdayız. Gürültü çağındayız; bildirimlerin, manşetlerin, sloganların, anlık
tepkilerin çağı. Herkes bir şey söylüyor ama kimse kimseyi duymuyor. Oysa asıl
soru şu: Sessizliğimi duydun mu?



 Sessizlik çoğu zaman yanlış anlaşılır. Susan insanın
söyleyecek sözü olmadığı sanılır. Oysa bazen susmak, kelimelerin kifayetsiz
kaldığı yerde başlar. Bazen bir itirazdır sessizlik; masaya vurulmayan ama
masayı titreten bir yumruk gibi. Bazen de bir vedadır, cümle kurmaya değmeyecek
kadar yorulmuş bir kalbin son tercihi.



 Modern hayat bize sürekli konuşmayı öğretiyor. Fikir beyan
et, tarafını belli et, paylaş, yorum yap, tepki ver. Susmak neredeyse suç gibi.
Oysa susmak da bir dildir. Anlamayı seçmeyen kulaklar için görünmez bir dildir
sadece.



 Sosyal medyada bir tartışmanın ortasında susan kişi
kaybetmiş sayılıyor. Aile içinde susan, haksız kabul ediliyor. İş yerinde
susan, fikri yok sanılıyor. Oysa belki de en berrak analiz o suskunluğun içinde
yapılıyor. Belki kişi, kırmamak için, büyütmemek için, değmeyeceğini bildiği
için susuyordur.



 Sessizlik bazen bir çığlıktır; desibeli düşük, etkisi
yüksek. Bir çocuğun içine kapanması, bir eşin artık tartışmaması, bir arkadaşın
mesajlara geç dönmesi… Bunların hepsi birer sessiz sinyaldir. Duymak isteyen
için fazlasıyla yüksek.



 “Sessizliğimi duydun mu?” sorusu aslında bir serzeniş değil,
bir davettir. Daha dikkatli bakmaya, daha derin dinlemeye davet. Kelimelere
değil, kelimelerin arasındaki boşluğa odaklanmaya çağrı.



 Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey konuşmak değil,
dinlemek. Cevap vermek için değil, anlamak için dinlemek. Birinin suskunluğunun
ardındaki hikâyeyi merak etmek. Çünkü bazı insanlar konuşmayı bıraktığında
değil, anlaşılmadığını hissettiğinde uzaklaşır.



 Ve bazen en ağır cümle şudur: “Ben sana çok şey söyledim,
sen sadece duymadın.”



 Şimdi tekrar soruyorum: Sessizliğimi duydun mu?



 ÖZNUR TURAN ÖZEN

Yayın Tarihi: 20.03.2026 21:20