Kapı Eşiğinde Bekleyen Çocukluğumuz...
Bazı sabahlar
vardır; güneş sadece gökyüzünde değil, yastığımızın altına gizlediğimiz yeni
pabuçların heyecanında, annemizin mutfaktan gelen o huzurlu telaşında ve
gıcırdayan bayram sabahı kapılarının eşiğinde doğar.
Bugün takvimler
yine Ramazan Bayramı’nı gösteriyor. Ama zihnimizin bir köşesinde hep o
"eski bayramlar" asılı duruyor. Ütüsü bozulmasın diye özenle
katladığımız bayramlıklar, rengi solmayan o masum hevesler... O zamanlar dünya
daha büyüktü ama biz birbirimize çok daha yakındık.
Bir
Bayram Hatırası, Bin Mutluluk
Eskiden bayram,
sadece bir tatil fırsatı değildi; bir "iyileşme seansıydı." Aylardır
kapısı çalınmamış komşunun hatırını sormak, küskünlerin bir fincan kahvenin
hatırına aynı sofraya oturmasıydı. Bayram; işlemeli bir mendil arasına
saklanmış bir kâğıt para, gümüş şekerlikten özenle seçilen o en renkli akide
şekeriydi.
Şimdi bakıyorum
da, teknoloji mesafeleri kısalttı ama gönül yollarını biraz engebeli hâle
getirdi. Toplu mesajlarla geçiştirilen kutlamalar, bir "emoji"ye
sığdırılan sevgiler...
Oysa bayramın
ruhu; bir sesin titremesinde, bir elin sıcaklığında ve o kalabalık yer
sofralarındaki içten kahkahalardadır.
Neyi Özlüyoruz?
Aslında
özlediğimiz sadece çocukluğumuz değil; birbirimize olan o koşulsuz güvenimiz,
kapımızın kilitsiz olduğu o huzurlu iklim. Bayram bize her yıl şunu
hatırlatıyor: Hayat paylaştıkça, bölüştükçe ve birbirimizin gözünün içine
baktıkça güzelleşiyor.
Bugün, eğer imkânınız varsa, sadece bir mesaj atmakla
yetinmeyin. O telefonu açın, o zili çalın. Bir çocuğun başını okşayın, bir
büyüğün hayır duasını alın. Çünkü bayram; biriktirdiğimiz kırgınlıkları değil,
biriktirdiğimiz güzel anıları hatırlama günüdür.
…galiba ben çocukluğumu özledim. Çocukluğumun bayramlarını…
Duaların o eski aminlere karıştığı, büyüklerin
ellerinin şefkatle öpüldüğü ve "nerede o eski bayramlar" sorusunun
cevabını kendi soframızda bulduğumuz nice güzel bayramlara...
Ramazan Bayramınız kutlu, gönlünüz hep çocuk kalsın.
ÖZNUR TURAN ÖZEN