Yazar
ÖZCAN KARTAL

Hiç olmak

OLALIM

Hakka varmak istiyorsak,
Özü sözü bir olalım.
Aşk gömleğin giyiyorsak,
Ta gönülden yâr olalım.

Kelâmı gönülden konuş.
Bin bilsen de, yine danış.
Pak olsun ki, Hakka dönüş.
Nâr içinde, kar olalım.

Bırakıp şanı, şöhreti.
Düşün, ölümü, ahreti.
Derman bil, derdi, zahmeti.
Sağır, dilsiz, kör olalım.

Ayırma hiç, kulu, kuldan.
Sapma asla, doğru yoldan.
İncinmesin, kimse dilden.
Hiç'lik ile, var olalım.

Sadık kalsak ahtımıza.
Razı olsak bahtımıza.
Aşkı koysak tahtımıza.
Hak aşkıyla, kor olalım.

Hiç bir kulu ayırmadan.
Kimseleri  kayırmadan.
Hakir görüp, buyurmadan.
Siz, biz değil, bir olalım.

Yılma Özcan, dön özüne.
Yalan katma, can sözüne.
Utanmadan, yâr yüzüne.
Bakmak için, pir olalım.


Kendi şiirimin özünü anlatan kendi yazım

Hiçliğin Derinliklerinde Var Olmak
Modern çağın en büyük tuzağı, insanı sürekli "daha fazla" olmaya iten o bitimsiz hırs döngüsüdür. Daha çok kazanmak, daha çok tanınmak, daha çok olmak. Oysa şiir ve bu yolculuğun özü, tam tersine bir çağrıdır: Gerçek varlık, "hiç" olduğumuzda başlar. Hakka varmak istiyorsak, özümüzle sözümüzün bir olduğu o saf, kirlenmemiş hali bulmalıyız. Aşk gömleğini giymek, sadece bir metafor değil; ta gönülden "yâr" olmayı gerektiren, tüm benliğin erimesini isteyen bir eylemdir.
Bilge Sokrates'in "Hiçbir şey bilmediğimi biliyorum" sözü, kibrin en güçlü panzehridir. Bin şey bilseniz bile, yine de danışmak gerekir. Çünkü bilgiçlik değil, bilgelik önemlidir. İnsan, kendi bilgisinin ve sıfatlarının esiri olduğu sürece kulu kuldan ayırır, kibriyle gönül kırar. Hakikat yolunda "sağır, dilsiz ve kör" olmak; başkalarının kusurlarına karşı dilsiz, dünyanın geçici pırıltılarına karşı kör olmak demektir. Bu, dünyadan kopmak değil, onun gürültüsü içinde kendi iç sesini duymaktır. Nâr içinde kar olabilmek, dışarıdaki ateşin ne kadar şiddetli yanarsa yansın, içerideki saf niyeti koruyabilmektir.
Nietzsche'nin "üstinsan"a giden yolda tarif ettiği "çocuk" evresi, her şeyden arınmış, yargısız ve masum bir "hiçlik" halidir. İşte o noktada insan, "siz ve biz" kavgasını bırakıp, her şeyi kuşatan o büyük "Bir"in parçası olduğunu anlar. Stoacı Marcus Aurelius'un dediği gibi, dış dünya bir ateş gibidir; ne kadar yanarsa yansın, özünü koruyan insan içindeki serinliği ve dürüstlüğü muhafaza eder. Bu, nâr içinde kar olabilmektir. Kadere rıza göstermek değil, olanı olduğu gibi kabul edip aşkı gönül tahtına oturtma sanatıdır.
Mevlana'dan Schopenhauer'a kadar pek çok düşünürün birleştiği nokta şudur: Egonun sustuğu yerde hakikat konuşmaya başlar. "Hiç" olmak, yok olmak demek değildir; aksine, egonun yarattığı dar hapishaneden çıkıp okyanusla birleşmektir. Şanı ve şöhreti elin tersiyle ittiğinde, dermanı dertte bulduğunda ve en önemlisi hiç kimseyi kimseden kayırmadan sevebildiğinde insan gerçek kimliğine bürünür.
Bu yolculuğun sonunda pir olmak, yani olgunluğa erişmek vardır. Ama bu makama maskelerle değil, ancak "yâr yüzüne" utanmadan bakabilecek bir durulukla ulaşılır. Yalanı sözüne katmayan, ahdine sadık kalan ve "hiç"liğin derinliğinde kendi varlığını keşfeden insan, aslında en büyük zenginliğe ulaşmıştır. Çünkü ancak her şeyden vazgeçebilen, her şeye sahip olabilir.
Gelin, ayrıştırmanın ve kibrin hüküm sürdüğü bu çağda bölerek değil birleşerek, sesle değil gönülle konuşarak var olalım. Kainatın kalbinde sadece "bir" olanlar yer bulur ve ancak "hiç" olanlar gerçekten sonsuzlukla kucaklaşır.

Hoşçakalın Dostça kalın, gönle girip gönülde kalın. Selam ve sevgilerimle...

Özcan Kartal
Yayın Tarihi: 03.05.2026 09:25