Biz Kadınlar Neredeyiz?
“Hayatın içinde olmak” deniyor sık sık.
Peki biz kadınlar, bu hayatın neresindeyiz gerçekten?
Sabahın erken saatlerinde başlayan bir
koşuşturmanın içindeyiz. Evde, işte, sokakta… Görünenin çok ötesinde, çoğu
zaman fark edilmeyen bir emeğin tam ortasındayız. Hayatı ayakta tutan görünmez
kolonlar gibiyiz; bina sağlam duruyor ama kolonun adı anılmıyor.
Kadın hayatın içindedir. Çalışır,
üretir, büyütür, iyileştirir. Aynı gün içinde onlarca rolü üstlenir ve bunu
“normal” kabul eder. Çünkü toplum, kadının her şeye yetişmesini bir beceri
değil, bir zorunluluk olarak görür. Yorulması sessiz olmalıdır, vazgeçmesi ise
beklenmez.
Hayatın içinde olmak, her yerde bulunmak
anlamına gelmiyor ne yazık ki. Kadınlar hayatın yükünü taşırken, karar
mekanizmalarında hâlâ sınırlı bir alana sıkıştırılıyor. Sofrayı kuran eller
çoğu zaman o sofrada alınan kararlara dahil edilmiyor. Emek var, söz yok.
Varlık var, görünürlük eksik.
Bir de şu soru var: Hayatın içinde
olurken, kendimiz için ne kadar içindeyiz? Kadın, başkalarının hayatını
düzenlerken kendi hayallerini ertelemeyi öğrenmiş durumda. “Sonra” dediği
şeyler bazen hiç gelmiyor. Oysa hayat, sadece dayanmak için değil; yaşamak,
gelişmek ve kendin olabilmek için de var.
Biz kadınlar neredeyiz? Hayatın tam
merkezindeyiz ama hâlâ kendimize ayrılan alanı genişletmeye çalışıyoruz. Sadece
uyum sağlayan değil, itiraz eden; sadece destekleyen değil, yön veren olmak
istiyoruz. Çünkü hayat, kadınlar olmadan eksik. Ve artık bu eksikliği sadece
hissettiren değil, açıkça söyleyen bir yerde duruyoruz.
Hayatın içindeyiz. Ama yetmez. Hayatın
sözünde, yönünde ve geleceğinde de eşitçe yer almak istiyoruz.
ÖZNUR TURAN ÖZEN